İnatla ama kendimce tutarlı unsurlarla son yılların en cansız Giro’su dediğim yarışların 9. etabını bitirmiş durumdayız. Ama bu görüşü savunma konusunda yalnız olmadığımı dış basından ve ciddi bisiklet bloglarındaki yazıları gözlemlediğimde de görebiliyorum. Beklentim ne? Neye göre cansız bir yarışma? diye bir soru gelirse cevabım nasıl?
Bir kere büyük rekabet içerisindeki üç yarışçı burada yok. Biri sakat. Eyvallah. Diğeri zaten şu an için en çok kazanan, en formda bisikletçi konumunda olan Pogacar. Ama bu adamda mental bir sorun var. Bu adam başrol oynamaya meraklı. Kendi ikinci olsun ama takımı şampiyon olsun; bu seçeneğin onu mutlu ettiğini sanmıyorum. Olimpiyatlar gibi ikonik bir turnuvaya bile katılmadı. Nedeni ise, kendisi için çalışıp onu çekecek bir yardımcı bisikletçinin olmaması. Slovenya’nın altın alması değil kendinin alması konusunda takık. Adam demek ki takım arkadaşlarını takım arkadaşı olarak değil kendisi için faydalı olan bir kaldıraç olarak görüyor. O da işine yaradığı sürece.
Diğer bir unsur… Bir etapta harikalar yaratan bir bisikletçi benzeri başka bir etapta kayıp. Elbette düz yolda başarı kazanmış bir bisikletinin bir dağ yada yarı dağ etabında da başa güreşmesi pek olası değil ama benzeri bir parkurda da kendini göstermesini beklerim.
Nedense televizyonda izleyesim bile yok. Çekimler, bilgilendirmeler zayıf kaldı. Arnavutluk’ta Sultan Camii’ni “Kral Camii” diye çevirmeleri ilk başta eleştirdiğim ama sonralarında “buna gelene dek…” diye nitelendirdiğim bir durum. Sadece yaşanan kazalar bu yıl çok daha iyi yakalanıyor. Bu da bir artı.
Resmi internet sitesi de kendini üç gün içinde toparlamış. İtalyanca linkler İngilizce olarak mevcut değildi. Parkurları İtalyanca görebiliyor haliyle de çeviri yapamıyorduk. ( Neyse ki google translate imdadımıza yetişti)
Etaplara geçmeden genel duruma şöyle bir bakalım.

Roglic üç gün önceki yayınımda Pedersen’in ardından 2. sıradaydı. 10. sıraya düştü. Neden derseniz, herkes “neden?” diyor. Haydi, 9. etapta önce sağlam bir kazaya karışıp düştü, ardından aracı mekanik bir problem nedeniyle değiştirildi. Buna rağmen kendine güvenenlerin yüreğini ferahlatacak bir atak, bir koşuşturmaca içerisinde görünmedi.
Pedersen zaten bu mayonun yani şampiyonluğun peşinde değil. Üç zafere karşın siklamen mayonun peşinde. O yüzden an itibariyle 72. sırada.
Takım sıralaması ise şu şekilde.

Etaplara geçelim.
7. etabı Juan Ayuso kazandı. Genel olarak akılda çok bir şey bırakmayan bir başka yarış olarak geçtiğini söylemek lazım.

8. etap da Lucas Plapp zafere ulaştı. Burada Astana sağlam puanlar topladı ve küme de kalma savaşında sağlam bir nefes alabilmeleri mümkün oldu. Diego Ulissi’nin üçüncülüğü kendisine pembe mayoyu bir günlüğüne de olsa kazandırdı.
9. etap göreceli olarak çekişmeli ve düşündürücü oldu. Genelde beyaz kum, çakıl arası bir yolda koşulan yarışmada Roglic ve Pidcock sağlam bir kaza atlattı. Ardından Roglic bir süre sonra aracını değiştirmek zorunda kaldı, Pidcock ise lastik patlattı. Bunlar olur şeyler tabii ama bunlar olmasa bile Roglic’in ciddi bir performans göstereceğini sanmıyorum.

Üç gün önce sarı kart, kırmızı kart olayını anlatırken tanınmış bir bisikletçiye ne derece uygulanacağını göreceğiz demiştim. Gördük ki göremeyeceğiz. Van Aart ile Del Toro’nun arasında geçen ikili mücadelede bir kaç kez arka tekerlekten dokundu. Son aşamada da Porte Branda’dan Siena’ya girildikten sonra dar sokaklarda rakibini geçerken Palio Meydanı’na da ilk girerek hayatının ilk Giro zaferini kazandı. Bu Van Aart için beş ayı aşkın bir süre sonraki ilk birincilik.
Ciccone son virajda çılgın bir dönüş ile risk alarak üçüncülüğü aldı.

